Allah Nerdedir

Tarih 07-03-2008

CENÂB-I HAKK HEM BIR TANE HEM DE HER YERDEDiR
IZAHI NEDIR?
Cenab-i Hak, hem bir tanedir, hem de her zaman ve her mekanda ilmiyle, kudretiyle, hâzir ve nâzirdir. Biz böyle demekle,

Allah’in zatiyla, bir cisim gibi yer tuttugunu, bir hayyiz isgal ettigini düsünmüyoruz. Allah bir tanedir derken, celâlinin ve azametinin ifadesini söylüyoruz.

Allah her yerdedir derken de,
Rahmâniyetiyle, Rahîmiyetiyle, ilmiyle, kudretiyle yani -benzetmek olmasin- günes sualariyla basimizi oksadigi halde, biz ona yetisemiyecek kadar bizden uzak oldugu gibi,

Cenab-i Hak’da bu sifatlariyla bizi kusattigi ve bize bizden yakin oldugu halde, bizim O’na ulasmama buudumuzla da bizden nâmü-tenahi muallâdir.

Evet, Cenab-i Hak “Biz insana sah damarindan daha yakiniz.” (Kaf, 50/16) buyuruyor.

Bana sah damarimdan daha yakin olan Allah, demek ki keyfiyetsiz, kemmiyetsiz olarak her yerde hâzir ve nâzirdir.

O, “Insanla kalbi arasina girer” (Enfal, 8/24). Demek ki bana kalbimden de yakin. Eger ben desem ki, “Kalbimde Allah vardir” dogrudur. Çünkü O beni benden daha iyi bilir.

Ben kendi kalbimi anliyamamis olabilirim. Ve yine: “Attigin zaman sen atmadin, attigini Allah atti.” (Enfal, 8/17) buyurulduguna göre,

demek ki Bedir’de ve daha baska yerlerde Efendimiz adina atan da Allah (c.c.) idi. Öyleyse atmaya varincaya kadar herseye dogrudan tesir ediyor. Öyleyse Allah her yerde…

Bu ve benzeri ayetler, Rabbimizin, Rahmaniyet ve Rahîmiyetiyle, Cemaliyle, Celaliyle, Kemaliyle, Kudretiyle, Ilmiyle,

Iradesiyle ve diger sifat ve isimleriyle her yerde hâzir ve nâzir oldugunu gösteriyor. Ve, Allah ayni zamanda da bir tanedir. Bir tane olmasi, hem kâinattaki hakikatlarin,

hem de Kur’an’in nasslarinin ifadesidir. Eger, -hasa!- kâinatta iki ilah olsaydi, yer gök fesada giderdi. Zaten Allah Kelami da bundan baskasini söylemiyor.

“Allah’dan gayri göklerde ve yerde bir kisim ilâhlar bulunsaydi, yer-gök fesada gider, her yeri bir kaos alirdi” (Enbiya, 21/22)

Yani yildizlar müsademe eder, zerreler ve küreler birbiriyle çarpisirdi. Öbür taraftan günesten gelen sualar ve radyasyonlar karsisinda yeryüzündeki uranyum inkilablara gi

rerdi, zincirleme reaksiyonlarla her sey yok olur giderdi. Eski kelâmcilar buna “Bürhan u temanü” diyorlar.

Yani bu delîle göre, Allah bir tanedir. Iki olmaz. Çünkü en küçük bir sey dahi,

meselâ bir vapurun dümenine iki el karissa karistirir. Bir arabanin iki tarafinda iki tane direksiyon olup da,

iki söför tarafindan idâre edildiginde, yollara ragmen kesmekeslige girilecegi gibi, kâinat’da,

iki muhtar güç tarafindan idâre edildiginde fesat ve kargasaya girecegi kaçinilmazdir. Binaenaleyh ahenk içinde devam eden
su kocaman kâinat mekânizmasi içinde, gizli bir kaderin isledigini görüyoruz.

Makro âlemden normo âleme, ondan mikro âleme kadar, her seyde basdöndürücü bir nizam ve

ahengin varoldugu seziliyor. Bu ahenk ve nizam, ilmî bir plân ister. Bunun,

ilmî plândan varlik sahasina çikmasi için de bir kudret ve irade gerekir. Sonra da devamli görüp-gözetme sarttir.

Bunun için de bir tek elden baskasinin karismamasi. Zira insanlar bile kendi islerine baskasini müdahale ettirmek istemezken -ki buna “Redd-i müdahale

kanunu” denmektedir- nasil olur da Cenab-i Hakk’in bu kâinat çapindaki içiçe islerine baskasi karisabilir.

Onun için diyoruz ki, su kocaman kâinat kitabinin, fabrikasinin veya saatinin içine iki el birden uzansaydi mutlaka hersey karisacakti.

Karismadigina göre, kâinatin Sâhibi, Mâliki,

Idarecisi bir tanedir. Simdi, meseleyi bir de vicdan yönüyle ele alalim: Çevremizde cereyan eden olaylar,
hem bizim iç dünyamizda hem de realite plâninda, Allah’in biricik dayanak, biricik siginak ve biricik melce oldugunu isbat etmektedir. Çünkü, meselâ, ben âciz ve fakir bir insan olarak,

acz ve fakrimi idrak suuru içinde, kirilmis bir tahta parçasi üzerinde, denizin müthis dalgalari arasinda, ellerimi kaldirip

“Ya Rabbi Ya Rabbi!” diyorum. Vicdanimin derinliklerinde biliyorum ki beni duyacak birisi var..

Beni duymasi için de O’nun her yerde hâzir ve nâzir bir Rabb’ül Âlemîn olmasi lazimdir.

Öyle bir Rabb’ül Âlemîn ki, benim niyazimi isittigi ayni anda bir karincanin kendisine has izdirar diliyle yaptigi duâ ve taleplerini d

e isitir. Demek ki O, karincaya da sah damarindan daha yakin. Dünya çapinda kabul olan bütün duâlar bu gerçegi ifade de güçlü birer beyandir. Allah Rasûlü anlatiyor: -Geçmis Peygamberlerden biri kavmini topladi, yagmur duâsi için yola çikti. Yolda bir karinca gördü

. Karinca sirtüstü yatmis el ve ayaklarini hareket ettiriyor ve kendine has diliyle duâ ediyordu.

O Peygamber yanindakilere hitaben: “Artik geri dönebilirsiniz. Çünkü Allah sizden baskasinin duâsi sebebiyle yagmur gönderecektir” dedi.

Sonra da ihtiyaç veya izdirar diliyle o duâyi yapanin karinca oldugunu bildirdi.

En küçügünden en büyügüne kadar muztar kalan her varlik Allah’a karsi duâ ve niyazda bulunur, Allah da bu duâlara cevap verir.

Cenab-i Hak “Muzdar duâ ettigi zaman onun duâsina icabet eden kimdir?” (Neml, 27/62) âyetiyle bize bu hakikati talim edip haber vermektedir.

Zaten vicdanlarimiz bunun sahidi degil mi?

Öyleyse Allah her yerde hâzir ve nâzirdir. O, herkesin her halini görür, her sesi duyar, herkesin imdadina kosar, herkese Rahmâniyet

ve Rahîmiyeti ile tecellî eder. Binaenaleyh, azametlidir, baska yardimciya ihtiyaci yoktur. O, herseyi tek basina yapar; cenneti,

bahari yaratma kolayligi içinde yaratir. Bu O’nun azamet, Celâl ve Vâhidiyetinden kaynaklanan bir neticedir. Ve Allah her yerde,

her mekanda hâzir ve nâzirdir, ama cisim olarak ve mekan tutarak degil,

O, esma ve sifatlariyla keyfiyet ve kemmiyetten müberra ve münezzeh olarak, hâzir ve nâzirdir.

Bu da Cenab-i Hakk’in Ehadiyetinin, Cemâlinin, Rahmaniyet ve Rahîmiyetinin cilvesidir. Meselâ, iste sahid!

Eger benim gözümden suyu çekip kurutsa, ve onu hiç sulandirmasaydi, bir hastalik olan göz kurumasi gibi bir illete maruz kalacaktim.

Demek ki O, her dakika gözümü görüyor ki, hastaliktan korumak için onu sulandiriyor.

Gözü bana veren ve esyayi görmeme onu vesile ve vasita kilan ayni zamanda gözümü de,

gözümün gördüklerini de bilen, birisi olmasi lazimdir ki, bu isler olsun. Ve yine, meselâ;

yedigimi hazmedebilmem için, agzimda lokmayi sulandiran, mideme sifre gönderen, kafami harekete

geçiren, vücudumdaki gida maddelerini muhtaç olan hücrelere, hemde en âdil bir sekilde taksim eden bir zât olmasi lazimdir ki,

su benim hayatim devam edebilsin. Onun içindir ki, “Rabbimizin isimleri bizim üzerimizde Rahmâniyet ve Rahîmiyetiyle tecelli ediyor.” diyoruz.

Eger Rabbimiz her yerde hâzir ve nâzir olmasaydi,

lokma agzimizda kurur kalirdi, mideye inen sey tas gibi inerdi ve hiçbir sey hücrelere âdilane taksim edilemezdi.
Iste bütün bunlarla biz, Allah’in bize bizden daha yakin oldugunu anliyoruz.

Evet, Cenab-i Hak isim tecellileriyle bize sah damarimizdan daha yakindir.

Fakat biz, bize ait hususiyetlerimizle O’ndan çok uzagiz…

Simdi, bunu nasil tevfik edecegiz, onu bir misalle izah etmeye çalisalim: Meselâ günes bize bizden yakindir.

Ama biz ondan çok uzagiz. Günes haddizatinda bir tanedir, fakat hergün çesitli boydaki dalgalariyla basimizi oksar,

her gün agaçlarin dallarinda bizim hesabimiza meyvalari kendi kazaninda pisirir, durur.. Günesin harâreti, ziyasi, isigi, renkleri tipki onun sifatlari g

ibidir. Eger harareti onun kudreti, isigi ilmi, yedi rengi de görmesi, duymasi vs. gibi duygulari

olsaydi bize bizden daha yakin olarak, bizde tasarruf yapacakti. Kaldi ki günes, kesif ve maddi bir varliktir.

Onun bünyesinde her zaman Hidrojen helyuma dönüsüp bundan hasil olan ve milyonlarca tona tekabül eden isin ve radyasyonlar da gelip bize, küremize,

küremiz gibi daha nice yerlere ulasmaktadir. Kaldi ki, Günes, netice itibariyle maddeden ibaret bir varliktir.

Halbuki Allah maddeden münezzeh ve müberradir. Allah; isin, radyasyon veya atom degildir.
O, bunlari yaratandir. Onun için bunlardan baskadir.. Allah-u Teâlâ Münevvirunnur’dur. Nura fer veren O’dur; nuru tasvir eden, sekillendiren O’dur;

nura kaynak olan O’dur; nuru yaratan O’dur. Bütün ziyalar, isiklar, harâretler, renkler,

O’nun kabza-i tasarrufundadir. Allah’in yarattigi günes öyle olunca, elbette Allah (c.c.) evveliyetle hem bir tane,

hem de her yerde hâzir ve nâzir olacaktir. Kaldi ki Nur ismine mazhar ehlullah’tan, “Abdal” dedigimiz bir kisim z

atlar, “vücud-u mevhibe-i Rabbaniye” leriyle, yani ruh buudlu ikinci vücudla bir anda yüzlerce yerde bulunabiliyorlar.

Sözlerine îtimad edilir pek çok kisinin sehadetiyle bir zat, ayni günde

hem Izmir’de hem Eskisehir ve hem de Ankara’da görülebilmektedir. Ve onu,

kimbilir daha nerelerde görenler vardir! Allah’in maddeden mürekkeb âciz bir kulunun, ikinci varligi olan dublesi,

bir anda böyle yüz yerde görülürse, onu bu kadar kâbiliyet ve istidatlarla donatan,

maddeden münezzeh ve müberra olan Hâlik, birligiyle beraber niçin isim ve sifatlari ile

her yerde hâzir ve nâzir olmasin ki! Degil mü’min veliler ve onlardaki “vücud-u mevhibe-i Rabbani”,

bugün Avrupa’da ruhî tecrübeleriyle bir kisim spritualistler ve medyumlar ayni seyi yapiyorlar.

Gün geçmiyor ki, gazetelerde, mecmualarda bunlara dair pek çok enteresan hâdise nesredilmis olmasin.

Evet, bunlara dair, her gün bir sürü sey duyuyor ve okuyoruz. Bunlardan birisi diyor ki:

“Ben Londra’da bir seansta bulundum, ayni anda Fransa’da bulundum, ayni anda Belçika’d

a da bulundum.” Hakikaten o sahsi oralarda görüyorlar. Melâike-i Kirâm bir anda pek çok yerde bulunabiliyor,

cinler bir anda bir çok yerde görülebiliyor, büyük seytan, büyük kimselerin hepsine tesir etme yolunda,

bir tane olmasina ragmen, tahtini bir yere kuruyor.. ve bilhassa bastakilerin hepsine bir anda sinyaller göndererek, hepsini bir ölçüde tesir altina alabiliyor…

Allah’in en aciz, en hakir varliklari bu kadar hârika seylere mazhar olurlarsa, acaba bunlari var eden, varliklarini devam ettiren,

O Hayy-u Kayyum olan Allah (c.c.), isim ve sifat tecellileriyle her yerde hâzir ve nâzir olamaz mi?

» Kategori Allah cc

Yorumlar

Yorum yap